Ödeme döngülerinin uzaması, likidite sıkıntısına doğrudan yol açmaktadır
Türkiye genelinde, işletmeler arası (B2B) satışların ortalama %41’i kredili olarak gerçekleşmektedir; bu oran, Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ortalamasının biraz altındadır. İnşaat ve ticaret sektörlerindeki orta ve büyük ölçekli işletmeler, bu faaliyetlerin büyük kısmını oluşturmaktadır. Anket sonuçları, Türkiye’de kredili B2B ticarete doğru Orta ve Doğu Avrupa’ya kıyasla daha güçlü bir geçiş olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de ödeme koşulları, bölge genelinden belirgin şekilde daha esnektir. Türkiye’de daha fazla şirket, 30 günden uzun ödeme süreleri sunmaktadır. Türkiye’de şirketlerin yaklaşık %56’sı fatura tarihinden itibaren iki aya kadar vade tanırken, bu oran Orta ve Doğu Avrupa’da (CEE) %33’tür. Üç ay veya daha uzun vadeler de, özellikle büyük inşaat firmaları arasında daha yaygındır. Bu durum, Türkiye’yi bölgedeki en esnek pazar konumuna getirmektedir. İşletmeler, satışlarını sürdürmek ve rekabet gücünü korumak için vade sürelerini uzatmaktadır.
Türkiye’deki B2B ödeme davranışında son aylarda kötüleşme gözlenmektedir. Ödemelerde gecikme yaşadığını bildiren şirketlerin sayısı, daha hızlı ödeme alan şirketlerin sayısını artık aşmaktadır. Bu durum, ödeme riskinin arttığını ve işletme sermayesi üzerindeki baskının yükseldiğini göstermektedir. Bu durum, pazarlar arasında bazı farklılıklar olsa da koşulların daha elverişli olduğu Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ile tezat oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye’deki şirketlerin %86’sı müşterilerden ödeme gecikmeleri yaşadığını bildiriyor ve faturaların üçte birinden fazlası vadesi geçmiş durumda; bu oran Orta ve Doğu Avrupa ortalamasının üzerindedir. Ticaret sektöründeki orta ölçekli şirketler en çok etkilenenler arasında yer almaktadır. Vadesi geçmiş faturaların payı son aylarda daha da artmıştır. Bu durum, likidite sıkıntısının arttığını göstermektedir. İşletmelerin dörtte üçünden fazlası, ana etken olarak müşterilerin likidite sıkıntısını gösterirken, Orta ve Doğu Avrupa’da bu oran yaklaşık beşte üçtür.
Ödemelerin tahsil edilmesi de daha uzun sürüyor. Türkiye’de ödemelerin iki aydan fazla gecikmeli olarak tahsil edildiğine dair raporlar daha sık görülüyor. Bu durum, tahsil edilemeyen alacakların silinme olasılığının daha yüksek olmasını açıklıyor. Şirketlerin yaklaşık dörtte biri, kredi kayıplarının arttığını bildiriyor. Bu kayıplar genellikle alacakların %5’ini aşıyor. Vadesi geçmiş faturalar ile ulaşılamayan veya faal olmayan müşteriler, bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bu durumun etkisi, özellikle inşaat ve ticaret sektörlerindeki orta ölçekli firmalarda belirgin olarak görülüyor.
Operasyonel sonuçlar da ciddi boyuttadır. Türkiye’deki şirketlerin sayısı, Orta ve Doğu Avrupa’dakilerin yaklaşık iki katı kadar, nakit akışı planlamasında aksaklıklar yaşadığını bildiriyor. Likidite kısıtlamaları, günlük faaliyetleri doğrudan etkiliyor. İşletmeler, açıkları kapatmak için dış finansmana daha fazla güveniyor. Birçoğu da likiditeyi korumak için tedarikçilere yapılan ödemeleri erteliyor. Orta ve Doğu Avrupa’da bu tür baskıları bildiren şirket sayısı daha azdır; bu da ortamın daha istikrarlı olduğuna işaret etmektedir.
Bu riskleri yönetmek için Türkiye’deki şirketler, nakit akışını derhal korumaya öncelik vermektedir. Bu şirketler, nakit veya teminatlı ödeme talep etme eğilimindedir. Nakit girişlerini hızlandırmak için erken ödeme teşvikleri de yaygın olarak kullanılmaktadır. Daha kısa ödeme vadeleri de sıkça başvurulan bir önlemdir. Kredi sigortası kullanım oranı Orta ve Doğu Avrupa’dakinden daha yüksektir; bu durum, artan risk maruziyetini yansıtmaktadır. Genel olarak, işletmeler likiditeyi korumaya ve gecikmiş ödemelerin etkisini sınırlandırmaya odaklanmaktadır.
Türkiye genelinde, işletmeler arası (B2B) satışların ortalama %41’i kredili olarak gerçekleştirilmektedir; bu oran, Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ortalamasının biraz altındadır. İnşaat ve ticaret sektörlerindeki orta ve büyük ölçekli işletmeler, bu faaliyetlerin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.

Türk firmalar, iflas eğilimleri konusunda endişelerini dile getiriyor
Hem Türkiye'de hem de Orta ve Doğu Avrupa'da (CEE) çoğu işletme, B2B ödeme davranışlarında kısa vadede önemli bir değişiklik beklemiyor. Müşterilerin likiditesi baskı altında kalmaya devam ediyor ve bu durum bölge genelinde temkinli bir bakış açısının oluşmasına neden oluyor. Ancak Türkiye’de beklentiler daha olumsuzdur. Orta ve Doğu Avrupa’ya kıyasla daha yüksek oranda işletme, müşterilerin ödeme sürelerinde daha da kötüleşme olacağını öngörüyor; bu da mevcut ödeme risklerinin azalmadığını ve önümüzdeki aylarda daha da artabileceğini gösteriyor.
Bu görünüm, iflas eğilimlerine ilişkin beklentilerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Türkiye’de, Orta ve Doğu Avrupa’ya kıyasla daha fazla şirket, iflas seviyelerinin kısa vadede artacağına inanıyor; bu da finansal zayıflık ve iflas riski konusundaki endişeleri pekiştiriyor. Aynı zamanda, görüşler karışık. Bazı katılımcılar iflas seviyelerinin daha da artmak yerine yüksek seviyede kalacağını öngörürken, diğerleri net bir görüş belirtmiyor; bu da ekonomik ortamın gidişatı hakkındaki belirsizliğin devam ettiğini yansıtıyor. Genel olarak, görünüm ödeme performansı üzerindeki baskının devam edeceğine işaret ediyor. Türkiye, aşağı yönlü risklere daha açık görünüyor ve işletmeler durumun daha da kötüleşmesine hazırlanıyor. Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa (CEE) bölgesi, bölge genelinde zorluklar devam etse de nispeten daha istikrarlı bir tablo sergiliyor.

Türkiye ve Orta ve Doğu Avrupa’da kâr marjı beklentileri temkinli seyrini sürdürüyor ve bu durum kârlılık görünümünün zayıflayacağına işaret ediyor. Bu eğilim, ticaret sektöründeki KOBİ’ler arasında en belirgin şekilde görülüyor. Artan girdi maliyetleri, yavaşlayan ödeme döngüleri ve zayıflayan ödeme disiplini, marjlar üzerinde baskı yaratmaya devam ederek işletmelerin kârlılığını koruma yeteneğini sınırlıyor. Türkiye ile Orta ve Doğu Avrupa arasında belirgin bir beklenti farkı ortaya çıkmaktadır. Türk şirketleri, bölgedeki emsallerine kıyasla kâr marjı baskısına ve süregelen belirsizliğe daha fazla maruz kalmaktadır. Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa’daki firmalar önümüzdeki aylarda kârlarını koruma konusunda daha fazla güven sergilemektedir. Ancak bu güven, güçlü olmaktan ziyade ölçülü bir düzeyde kalmaktadır.
B2B ödeme davranışları üzerindeki makroekonomik baskıya ilişkin endişeler de yaygın olmakla birlikte, Türkiye’de bu konudaki stres sinyalleri daha güçlüdür. Hem Türkiye’de hem de Orta ve Doğu Avrupa’da en büyük endişe kaynağı ekonomik yavaşlamadır; bu durum, talebin zayıflaması ve bunun şirketlerin ödeme kabiliyetine etkisi konusunda yaygın bir kaygıya işaret etmektedir. Enflasyon ve maliyet baskıları ikinci sırada yer almakta olup, bu durum artan maliyetlerin marjlar üzerinde baskı yaratmaya ve likiditeyi kısıtlamaya devam ettiğini göstermektedir.
Bu ortak zorlukların ötesinde, Türkiye finansal istikrarsızlık risklerine daha fazla maruz kalmaktadır. Döviz kurundaki dalgalanmalar ve faiz oranlarındaki değişimlere ilişkin yüksek düzeyde endişe, döviz kuru hareketlerinin ve artan borçlanma maliyetlerinin ödeme davranışını doğrudan etkilediği, daha kırılgan bir finansal ortama işaret etmektedir. Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa’daki işletmeler jeopolitik istikrarsızlığa daha fazla önem vermektedir. Bu durum, iç finansal dalgalanmalardan ziyade dış şoklara daha fazla odaklanan farklı bir risk algısını yansıtmaktadır.
Daha fazla bilgi edinmek ister misiniz?
Türkiye’ye ilişkin 2026 anket sonuçlarının tam özetini görmek için lütfen aşağıdaki ilgili belgeler bölümünden pazara özel raporu indirin. Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ile ilgili bilgiler ise aşağıdaki ilgili içerik bölümünde mevcuttur.
Kendi kredi riski stratejinizi nasıl güçlendirebileceğinizi öğrenmek için bizimle iletişime geçin ve bir adım önde olmanıza nasıl yardımcı olabileceğimizi görün.
Geri arama talebi